Kur'an'ın Eleştirel Tetkiki
BAŞLAMADAN ÖNCE
Kur'an üzerine pek çok eser var, ancak Kur'an'ın çağdaş bilimlerle bağlantılı olarak eleştirel ve semantik-tarihsel açımdan bütünsel bir şekilde incelenmesi hâlâ eksik. Gerçek anlamda bilimsel bir amaç taşıyan ve eski ayin Arapçasına ve onun dilsel özelliklerine hakim olmayan araştırmacılara yönelik sözlükbilim ve tarihsel anlambilime dayanan çalışmalar nadir ve parçalıdır. Bu makale sözlükbilimsel bir yaklaşımı takip etmekte ve Kur'an'ın kozmogonisi ile bağlantılı ayetlerin anlamlarının, doğaya veya tarihi gerçeklere yapılan imaların, anlaşılması gerektiği şekliyle doğrulanabilir bir okumasını yapmak amacıyla, apolojetik yaklaşımı katı bir şekilde çürütmektedir. Yazar, Kur'an'ı sistematik bir şekilde analiz ediyor ve bağlamsallaştırılmış anlamsal-tarihsel bir eleştirel çalışma geliştirmek için metinlerin ilkel ve filolojik anlamını, yazıldığı sıradaki Arapların semantiğine göre, yeniden oluşturmaya özen gösteriyor. Bu amaçla, Kur'an'ın popülerleşme çevirilerinde ihmal edilen anlamsal parametreler dikkate alınarak, modern dilsel yaklaşıma ve tarihsel-eleştirel titizliğe göre, arka planda metinlerin kendi ortaçağ dil ve kültür havzasında yeniden şekillendirilmesi gerçekleştirilmektedir. Anlamların ve semantik alanların eşzamanlılığı, art zamanlılığı veya dağılım analizi, Kur'an'ı, yazıldığı dönemdeki bir Arap gibi bağlamsal bir şekilde yeniden düşünmemize olanak tanıyor. Burada ayetlerin tümü incelenmemekte, yalnızca Kur'an'daki doğa algısını ve kozmogoniyi takip eden varoluşsal kavramlarla bağlantılı olan noktalar incelenmektedir. Kur'an'ın bize indiği şekliyle geleneksel olarak Osman'ın Kodeksine dayandığı kabul edilir. Sanaa'da yaklaşık elli tanesi Hicri birinci yüzyılın ilk yarısına tarihlenen 926 el yazması Kur'an'ın keşfi, mevcut Kur'an'ın sessiz harf desteğinin ilkel versiyona sadık olduğunu ve Kur'an'ın eski el yazmalarına sadık olduğunun tamamen doğrulandığını gösterdi. Sanaada eski bir cami çatısının çökmesiyle ortaya çıkan bu yazılar arasında, yazım hatalarına atfedilebilecek birkaç düzine marjinal farklılık veya el yazmalarının Osman'a göre standardizasyonuna ikincil değişiklikler dışında, bulunan ve tarihlenen Kur'an örnekleri tespit edilmişdi. Bu büyük keşif, Kur'an'ın özellikle Christoph Luxenberg tarafından desteklenen çok kaynaklı ve birkaç yüzyıl boyunca tasarlanma tezini terk edilmesine yol açarken, Arapça yazının kesinleşmesi yine de birkaç yüzyıl sürdü. Sesli harfle yazılmış haliyle son biçimin de ilkel versiyona tamamen sadık olup olmadığı doğrulanamaz idi. Nihayet, Kur'an'a Michel Cuypers'in Semitik retoriğine göre yaklaşımı, Kur'an'ın aslında her surede çok sayıda kesin simetriler sunan, aynı zamanda çapraz sureler arasında kronolojik organizasyon planını takip eden sistematik bir tematik organizasyon izlediğini doğrulanabilir bir şekilde göstermiştir. tüm eser, böylece orijinal ünsüz desteğine dayanan (duktus) 9. yüzyılda zorunlu seslendirme hipotezi savunulamaz olmuştur. Bununla birlikte, şüphesiz edebi Arapçanın Kur'an'ın ilkel ayin Arapçasından bilişsel-anlamsal uzaklığı nedeniyle, tefsircileri ayıran birkaç belirsiz ayet kalmıştır. Süryanice-Aramice'de muğlak görülen ayetleri deşifre ederek onlara anlaşılır bir anlam kazandırma girişimine dayanan filolojik okumanın yolu, oldukça ilginç bir yol olmaya devam ediyor. Ve Kuran'ın bilimsel amaçlarla gerçek anlamda bilimsel kapsamlı bir çalışması hala mevcut değildir. Kuran'da 321.585 harf (duktus) bulunur. 1.726 kökten oluşan, sayılan 77.389 kelimeden oluşuyor. Arapça orijinal metin, geleneksel Arapça sayfalandırmaya göre toplam 604 sayfadır. Orijinal el yazması, bileşik kelimelerdeki konumlarına göre değişen 13 karakter kullanarak yaklaşık otuz sesi (seslendirmeleri takip eden üç ila yedi sesli harf) ve yine farklı şekillerde seslendirilen 28 ünsüzü temsil ediyordu. Orijinal nüshada noktalama işaretleri ve sesli harfler bulunmadığı, ünsüzlerin nokta ve aksanlarla ayrımının henüz yapılmadığı göz önüne alındığında, ayet sayısı farklı okunuşlara göre 6.000 ile 7.000 arasında değişmektedir. Okunuş, yazı, sesli harfler, cümlelerin bölümlenmesi, eş anlamlılar vb. farklılıklardan oluşan ayetlerin 30.000 civarında varyasyonu olduğu tahmin edilmektedir.; her ne kadar bu değişkenlerin anlamı hiçbir zaman merkezi bir fikirden çok uzak olmasa da. Mevcut Kur'an'ın 114 bölümü (suresi) vardır. Gelenek, Kur'an'ı sırasıyla 7 parçaya (menzil), 30 parçaya (cüz) ve 60 parçaya (hizib) ayırır; bunlar, Kuran'ı haftalık, aylık veya iki haftada bir yapılan ritüel okumalar için alt bölümlere ayırmak üzere ünsüz harflerin sayılmasına dayanmaktadır. Midraş ve diğer türden alegorilerin bol miktarda kullanıldığı Eski Ahidin üslubundan farklı olarak Kur'an, konunun tam kalbine giden çok sade ve doğrudan bir üsluba sahiptir. Tarihlere, toponimik verilere veya uzun şecere listeleri aramanıza gerek yok. Bu nedenle çürütülebilir anakronizmler aramanın bir anlamı da yok. Kitap boyunca sunulan fikirlerin karışımı aynı zamanda pratikte çelişkilerin tespit edilmesi olasılığını da engellemektedir; görünürdeki her çelişki çok kolay bir şekilde ve neredeyse kendiliğinden bir esneklikle oldukça farklı anlaşılabilmektedir - ve Kur'an'ın müellifi, Eski Ahid yazarlarının aksine tektir. Çokanlamlı kökenleri ve sırasıyla edebi geçerliliği doğrulayan semantik-bilişsel olası anlayışların oranı neredeyse üsteldir. Okuyucular okudukça, pek çok pasajın Kuran'da anlatılanlara benzer eski inanışlarla ilgili olduğunu, sadeliğiyle Arapça konuşan bir okuyucunun ilgisini çeken son derece sezgisel açıklamalar sunduğunu fark edeceklerdir. Pek çok Müslüman yazar, Kur'an'ın bu özelliğini, olayları anlamlı ve ölçülü bir şekilde sunmak, Kur'an'ın İlahi kökenine dair bilimsel kanıt aramak için ustalıkla kullanmıştır. Oysa bir mucize aranacak ise, belki de bu çok sade, hayret verici bir tarzda, olayları öyle yalın bir şekilde sunma tarzı olurdu ki, orada hata aramak neredeyse işe yaramaz hale geliyor. Müslüman dünyasının kurucu kitabı olan Kur'an'ın bu sadeliği, öyle görünüyor ki, ilerlemeye kapalı bir kısım muhafazakar ilahiyatçıların isteksizliğine rağmen Müslüman dünyasını bilimlerle olan sayısız çatışmadan kurtarmış ve çoğu zaman düşünürlerin bilim ve felsefe geliştirmelerine olanak tanımıştır. Gözlemler Kur'an'ın oldukça esnek üslubuyla uyum içindeydi; bazı medeniyetlerdeki gibi, kendi kutsal yazılarıyla ilgili olarak din ile seküler ve deneysel bilimleri uzlaştırmaya uzur ve karmaşık çabalar gerekmiyordu. İslam'ın kutsal kitabının bu esneklik özelliği ve genel olarak kitap halklarına (Yahudiler, Hıristiyanlar, aynı zamanda Zerdüştler, Hindular ve Budistler) karşı gösterilen hoşgörü, Müslüman dünyasının bilimlerde bizim de faydalandığımız en zengin medeniyetlerden birini geliştirmesine olanak sağlamıştır. Üçüncü binyılın başında modern dünyada hala birçok meyveleri toplanıyor. Kur'an üzerine yapılan bilimsel ve dilbilimsel çalışma, şüphesiz, koncordistlerin sözde bilimsel apolojetik okumalarından ve onların karşıtlarınca gerçek bir tartışma veya gerçek nesnellik olmaksızın sistematik olarak reddedilmesinden ayrışmayı mümkün kılacaktır. -akademik dünyasındaki eleştirmenler, genellikle bu iki sınırdan uzaktırlar. Ayetlerin asli anlamlarının Peygamber'in çağdaşları tarafından anlaşılması gerektiği şekliyle bilimsel olarak okunmasına yönelik bu girişim, okuyucuların Kur'an'ı bilimsel verilerle düzenli bir şekilde karşılaştırmasına olanak tanıyacaktır. Bu çalışmada geleneksel ayin yaklaşımlarına dayanan çeviri girişimleri, sözlükbilimsel metodoloji, eski kardeş diller ve bu dillerde yazılan eserlerden faydalanılmıştır.
Sina çölünün Sami Hathor'u, Sina'nın Sami halklarının Ramessid döneminde Hathor'a tapındıklarının bir kanıtı. Üzerinde Proto-İbranice yazılar bulunan bir heykelciktir.
GİRİŞ
Kur'an, üçüncü binyılın başında şu anda yaklaşık bir milyar sekiz yüz milyon inananın kutsal kitabıdır. Yazıldığı zamandan bu yana kitapla ilgili çeşitli çalışmalar mevcut olup, bu çalışmalar kitapla ilgilenen birçok kişi arasında büyük bir multidisipliner rekabet uyandırmıştır. Kitap üzerinde bu yeni çalışmayı neden üstlendik? Birçok düşünür, açıklanamayan doğaüstü bir mucize arayışı içinde, Kur'an ile bazı modern teoriler arasında ilişki kurmaya çalışmıştır. Diğerleri böyle bir tezi mantıksal bulamayıp reddettiler, bilimsel sınırlamanın olmadığını ve tarafsız bir yaklaşıma karşılık gelmediğini gösterdiler. Konuyu inceleyip neler olduğunu anlamak istedik. Sıfırdan başlamamız ve kitabın gerçek bir incelemesini titiz ve bilimsel bir şekilde yapmamız gerekiyordu. İlk önce Kur'an'ın objektif bir eleştirisinin nasıl yapılacağını tam olarak anlamak için öncelikle yazılış tarihine ve Kur'an tefsirlerine bakmamız gerekir. Çalışmamız, sözlükbilimsel yaklaşıma dayalı ilkel anlam etrafında düzenlenmiş olup , aralarında çaprazlanan ve ortaçağ Müslüman müfessirlerinden ilham alan çevirilerin modern popülerleştirilmesine yönelik sayısız girişimde varsayılan bir referans noktası olarak hizmet eden çağdaş Arap dilinin yanı sıra modern dil bilimindeki katedilen ilerlemeler etrafında düzenlenmiştir.
KURAN'IN TASARIMI, KORUNMASI VE OKUNUŞUNUN TARİHİ :
MÜSLÜMAN GELENEKLERİNE GÖRE KURAN'IN TANITI VE DERLENMESİ :
Müslüman geleneğine göre, başlangıçta Kur'an yavaş yavaş Elçi tarafından yazdırıldı: Kur. XVII: 106 ve orada bulunan sadıklar o zaman ayetlerin hangi şartlarda yazdırıldığını biliyorlardı. Ayrıca doğal olarak Arap diline ve bu dilin anlambilimine de hakim oldular, onun açık anlamına hakim oldular: Kur. XIX: 97, Kur. XXVI: 192-195. Bazen Peygamberimiz bunlara ek olarak ayetlerle ilgili bazı ek açıklamalar da vermiştir: Kur. X: 39 . Ezberlenen Kur'an: Kur; XXXIII : 34 ve çeşitli malzemeler üzerine kaydedilmiştir: Kur. XXV: 5 ve Kur. XCVIII: 2 , tamamen Ebu Bekir'in halifeliği altında derlenmiş (H. 11 ile 13 arasında ve halifede saklanmıştır; daha sonra Osman Ben Affan'ın halifeliği döneminde (H. 25'te) ikinci bir doğrulama derlemesi ile teyit edilmiştir. Üçüncü Halife, bu Mushafından halkca heryerde erişebilmesi için -Müslüman geleneğinin bize söylediğine göre- zamanın büyük Müslüman metropollerinde sekiz nüsha halinde dağıtılacak. Yaygın olarak orijinal olarak kabul edildiğinden, ilk derlemesinin gerçek tarihini doğrulamak çok karmaşıktır. Sanaa elyazmalarının analizi, birçok uzmana göre, mevcut Kuran'ın sessiz harfli rasmının, ilk derlemede mevcut olan resmi versiyona sadık olduğuna tanıklık ediyor gibi görünüyor, başka deyişle hicri birinci yüzyılın ilk yarısına, yani ilk Halifeler dönemine.
KUR'AN TEFSİR YÖNTEMLERİ :
Kur'an'ın tefsirine gelince, öyle görünüyor ki, Peygamber'in öğretileri ezberlenmiş, ve Kuran'ı çarpıtma riskine girmemek için Kur'an ayetlerinden farklı bir ortamda dikkatle saklanmış. Geleneğe göre, hadisler peygamberin bazı sahabeleri tarafından zaten yazılmıştı; bunlar arasında Ebu Hureyre - bir sandıkta deri yığınları üzerine - Ali - kılıcının kınında birkaç hadis - Amr ibn el-As - birkaç hadis vardı vb. Çalışmamızın sonunda hadis ilmi hakkında bazı açıklamalarda bulunacağız. Çünkü Kur'an'ın tarihî-eleştirel ve sözlükbilimsel incelemesi, klasik ortaçağ eserlerinde bildirilen bu yazılardan geçmektedir. Peygamber'in bunları uygun bağlamlarına yerleştirmek için söylediği şeyler olduğunda, burada analiz edilen ayetlerle ilgili olarak bu çalışmamızda da başvurduğumuz öğretiler. Ancak en eski hadis ve tefsir el yazmaları, yazıldığı varsayılan tarihten çok daha yakın zamana ait örneklerle bilinmektedirker. Örneğin, Buhari'nin Cami'ül-Sahih adlı eserinin en eski el yazması 12. yüzyıla aittir. Şerhler ve Taberî'nin Câmi'ul Bayân fî tefsîr'il Kur'ân'ında -; ki görünüşe göre o zamanda dahi eklenmiş bazı inançları içerir: pagan Araplara atfilunan : dünya düz, denizlerle çevrili ve gökyüzü kubbe şeklinde olduğu kanısı, bazen bir Arap inancı olarak sunulur, ancak muhtemelen Kur'an sonrası Aristoteles etkisinden ibaret, Yahudi-Hıristiyan ksynak içerir (Bilinmeyen bir Hıristiyan'ın, çarmıha gerilen kişinin İsa değil, Yahuda olduğunu anlatan hikayesi, ibn Abbas'a göre bildirilir), hatta Sümerce (Mağara başlıklı XVIII. sureden Musa'nın hikayesi için Gılgamış hikayesi, Nouf el Bakali adında bir tabi' tarafından alıntılanmış olan, ve peygamber otoritesinden nakledilen açıklamalarıyla çelişen bir hikâye. Fakat sahabeler çoğunlukla belirli ayetlerin nüzul şartlarından veya Resul'ün açıklamalarından alıntı yapmışlar, başarısız olduklarında ise ayetleri bazı kelimelerin yerine eş anlamlı kelimeler kullanarak yorumlamışlardır. Ayetlerin manalarının, sorgulayanların anladığı gibi anlaşılmasını sağlamak amacıyla açıklanmasında, Kur'an'daki varyantların (kıraat) ve belki de hadislerin kesinleştirilmesi arasında bir etkileşimin gerçekleştiği açıktır. bazen her iki yöne mi? Kur'an'ın belirli pasajlarını deşifre etmek için geleneğe bakmanın önemi buradan kaynaklanmaktadır.
HADİS İLMİNİN MERKEZİNDE TEFSİR İLMİ :
İlk iki asırda, öyle görünüyor ki, Rasûlullah ve ashabının öğretileri, tasnif ve ayırım yapılmaksızın, önce Sünen, sonra Müsned denilen eserlerde derlenmiş, fakat her hadisin önünde, râvîler zinciri zikredilerek derlenmişti. Konuya yabancı şahsiyetlerin hadisleri icat etmeye başlamış olmaları nedeniyle her kaynağın kimliğini tespit etmek mümkün olmalıydı. Sünnet hadislerinin varyantlarının zenginliği, her halükarda, şu veya bu Müslüman mezhebini desteklemeyi amaçlayan binlerce hadisin taraflılığına açıkça tanıklık etmektedir. İmam Malik'in (H. 93-179) meşhur Muvatta'sı, bugün hala mevcut olan en eski hadis kitaplarından biridir; 1.720 hadis içerir, bunların 600'ü tam bir rivayet zincirine sahiptir, 300'ü eksik bir zincire sahiptir ve geri kalanı Hz. Muhammed'in müritlerinin sözlerinden oluşmaktadır. Müslüman analistlerin araştırmalarına göre Muvatta hadislerinin 70'i zayıf kabul edilmektedir. Aynı zamanda hadis alimleri de zaten bir hadisin sahih ve makbul olarak kabulü için katı kurallar geliştirmeye çalışıyor ve şerh adı verilen hadis eserlerinin tefsirlerinde bu kriterlere göre hadisleri eleştiriyorlardı. Elyazmalarındaki hadis eserlerine dahil ettikleri eleştiriler - bu konuyla ilgili çalışmanın sonunda aşağıya bakınız. El-Buhari (H. 194-256), kendi adına, Hz. Muhammed'in en önemli ve rivayetlerinin güvenilirliği açısından reddedilemez olan ve raportörlere göre bu sözleri reddeden en önemli sözlerini çok titiz bir şekilde tasnif edecektir. Onun eserinde seleflerinin güvenirlik kriterlerini karşılamayan hadisleri bu şekilde geliştirmiş ve kendi açısından aşırıya kaçmıştır. Ayrıca başyapıtı olan meşhur el-Câmi'us-sahîh'ini ustaca bir şekilde düzenleyecektir : bölümler halinde; ve görünüşe bakılırsa ilk defa Kur'an'la ilgili hadislerle ilgili ayrı bir bölüm oluşturacak. Tefsîr-ül Kur'ân başlıklı bu bölüm, Arapça tefsîr adı verilen yazılı Kur'an tefsirinin atalarından biri sayılabilir. Yazar aynı zamanda Kur'an'ın bir tefsirini de yazmıştı; eğer bu iddia doğruysa, ne yazık ki bu eser kaybolmuştur. El-Buhârî'nin Sahîh'i, Sünni Müslümanlar tarafından Kur'an'dan sonra en güvenilir kitap olarak kabul edilmektedir, çünkü bu tarihçinin bir hadisi kabul etmek için koyduğu kriterler son derece katıydı ve kaynaklarının tamamı biliniyor ve görünüşe göre doğrulanabilir. Raportörler zincirinin her bir halkası biliniyor ve uzmanlaşmış çalışmalarda listeleniyor. Bununla birlikte, tarihsel eleştiri açısından bakıldığında, bu yöntem, bu şekilde doğrulanan hadislerin zorunlu olarak sahih olduğunu iddia edebilmek için büyük ölçüde yetersizdir; bilginin kökenini tespit etme gerçeği, metnin tarih boyunca neler geçirmiş olabileceği konusunda çok katı bir şey söylemez. Bu yol, rivayet zincirindeki farklı halkaların anlaşılmasına ve bu yoldaki hadislerin manalarının çarpıtılmasına bağlıdır.
KUR'AN'IN TEFSİRİDE UZMANLIK DALI, HADİS ESERLERİNDEN SONUNDA AYRIŞMIŞTIR :
Daha sonra, öyle görünüyor ki, bu orijinal metodu takip eden bilim adamları, katı bir şekilde hadislerle ilgilenen çalışmaların dışında, nihayet özel tefsir çalışmaları geliştirdiler; artık özellikle peygamber ve sahabelerin ayet açıklamaları ve aynı zamanda onların inançları ile ilgileniyorlar. zaman zaman ve bazen de kişisel görüşler ekliyorlardı. Ayetler bazen çok ünlü müfessirler tarafından bile zayıf, hatta asılsız hadislerin gölgesinde incelenmiştir. Kur'an tefsiri için hadis ilmine hakim olmak şart değildir. Tarihçi ve bilim adamı İbn Cerir el-Tabari (H. 216-301), elimizde bulunan en eski tefsirlerden biri olan büyük bir tefsir eserinin yazarıdır. En azından orijinal eserinin bir versiyonu, şüphesiz rötuşlanmış ve o da olmazsa orijinal bir el yazması. Taberî'nin oldukça ayrıntılı tefsiri, Kur'an tefsirinin bize ulaşan tefsir versiyonundaki ana eksenlerinin izini sürüyor. O zamandan beri, tefsir kitaplarında Ptolemaik açıklamalar, Yahudi-Hıristiyan popüler inançları, pagan Arap mitleri ve mistik, felsefi, skolastik veya diğer eğilimlere sahip belirli düşünce akımlarına bireysel veya spesifik yaklaşımlar bulduk. Bu, elimizdeki çoğu tefsirde mevcuttur. El-Taberi (H. 216-301), ibn Kesîr (12. yüzyıl) veya Kurtubî'nin (H.? 585-671) bile tamamen dışlanmadığı Kur'an tefsir devleri arasında yer alır.
ÇAĞDAŞ BİLİMLERE GÖRE KUR'AN KÜLTÜRÜNE MODERN YAKLAŞIM :
Öyleyse eskiler, hadislere dayalı tefsirin yanı sıra seküler açıklamalar ekleyerek tefsirlerine yabancı inançları katmışlarsa, çağdaş bir eleştiri yapabilir miyiz ve ayetleri anlamsal-bilişsel yöntemlerle tekrar okuyabilir miyiz ? Aslında Kur'an klasik olarak birkaç temel yönteme göre incelenir: Arap dili - Celaleyn gibi Kur'an'ı yalnızca dilbilimsel çalışma yoluyla inceleyen müfessirler vardır - vahyin koşulları - asbâb an-nuzûl - ve Peygamber'in geleneklere göre yaptığı yorumlar ve ayetleri birbirleriyle - tefsîl - karşılaştırarak, hatta kişisel örneklemeyle - aşağıda ayetin durumuna bakınız (Kur. LV: 7-8). Peygamber'in sahabeleri bu yöntemlerin her birini uygularlardı. Maurice Glotton'un Kur'an'a gramer ve sözlüksel yaklaşımı üzerine yaptığı çalışma gibi daha özgün çalışmalar Kur'an metninin bilimsel eleştirisinde değerli katkılarda bulunmaktadır. Fahrûddin er-Râzî (H. 544-606), 12. yüzyılda aklî Kur'an çalışması yapan eski müfessirlerden biridir. Bize gelince, Kur'an'ın içeriğini dil bilimine göre eleştirmeyi öneriyoruz; tıpkı metinlerin anlamını paleografi ve arkeolojiyle karşılaştıracağımız gibi. Bunlar tarihi gerçeklerse, laboratuvardaki bilimsel gözlemlere göre halen devam eden olayların incelenmesi vb. Burada fıkıh, ahlâk, doktrin (Allah'ın sıfatlarına inanç, vahyin mahiyeti vb.) alanlarıyla ilgili ayetlere değinmiyoruz. Pozitif bilimlerin alanının ötesine geçenler. Bu nedenle açıklamalarımız, bazen doğal olarak Muhammed'den sonraki eski inançlara dayanan eski açıklamalarla çelişkili olsa bile, metnin gerçek anlamını Peygamber'in çağdaşları tarafından anlaşıldığı şekliyle ele almaktadır. Mâlik ibn Enes'in (H. 93-179) kabrinde yatan Resûlullah'tan bahsederken şu sözlerini hatırlayalım: “Burada yatanın dışında herkesin sözü alınır veya reddedilir.". Bu nedenle İslam dünyası, müslüman müfessirlerin açıklamalarının ileri düzeyde dil eleştirisi ile desteklenmediği durumlarda kimi yorumların eserimizde dikkate alınmamasından dolayı bizi yadırgamasınlar. Bu bizim çalışmamızın konusu değil. Tekrarlayalım, bu bir teoloji çalışması değil, kesinlikle pozitif bir okumadır. Dolayısıyla bu çalışma, Kur'an ayetlerinde ele alınan ve pozitif eleştiriye imkan veren tüm temaları, kutsal kitaptaki konumlarına göre kapsamlı bir şekilde ortaya koymayı amaçlamakta ve nispeten basit ve anlaşılır bir şekilde ifade etmeye özen göstermektedir. Kur'an okumamız boyunca ele alınan her temayı ilgilendiren modern bilimsel yaklaşım. Taberi veya ibn Kesir gibi eski müfessirlere göre her ayet için genel kabul görmüş bağlamı dikkate alarak ayetleri Muhammed'e atfedilen yorumlara göre bağlamsallaştırmaya çalışacağız. Bu eleştirel çalışma, Kur'an ayetlerinin içeriği ve burada ele alınan alanların günümüzün bilimsel ve doğru bilgisiyle çağdaş bir karşılaştırmasını içermektedir. Bazı entelektüeller tarafından şiddetle eleştirilen, ancak kutsal kitabın tutkulu ve sezgisel sadeliği tarafından etkili bir şekilde mümkün kılınan bir karşılaştırma, bu hiçbir şekilde bir mucizenin işareti değil, daha ziyade belki de kitabın basitliğinden, hatta sertliğinden kaynaklanan bir sonuçtur. metnin gövdesi. Çalışmamızı dört bölüme ayırdık: Astronomi, jeoloji, biyoloji ve kronoloji, böylece Kur'an'ın modern yeniden okunmasında en çok ilgi duyulan bu temel alanların anlaşılması daha kolay hale gelir. Astronomi, jeoloji ve diğer konularla ilgili varoluşsal konuları ele almasına rağmen Kur'an'ın bilimsel bir el kitabı olmadığı konusunda ısrar edelim. Bu bilimler çok daha sonra ortaya çıktığından veya geliştirildiğinden dolayı. Kur'an'ın üslup, retorik ve rasyonel özelliklerinin altını çizmek ve kitabın Kur'an'ın kozmogoni, doğa tasvirleri veya eskilerin hikayeleri gibi varoluşsal alanlarla ilgili yönleriyle sert bir eleştirisi yapmak istedik. Deneysel bilimlerin bu modern dallarının her birini eleştirmek mümkün olup, pozitif olarak elde edilen bilimsel verilerin bunlar hakkında ne söylediğine değindik. Bir yandan bazı uzlaşmacı yaklaşımların geçerliliğini çürütülebilir bir şekilde değerlendirmek, diğer yandan her şeyi toptan inkar etme eğiliminin de hatalı bir tarih karşıtı yaklaşım olduğunun altını çizmek için. Burada kapsanan alanlardaki yazılı kaynaklarımızdan bazılarını incelemek isteyenler veya burada kapsanan alanlarda bilgilerini daha da derinleştirmek isteyenler için bir kaynakça eklenmiştir. Ayrıca, akademik çevreler dışında daha az bilinen bilimsel verilerden bahsederken, hakemli yayınların kaynaklarına atıfta bulunmak yerine, ilgili araştırmacı ekiplerinin ve ilgili üniversitelerin anılmasını tercih ettik. Böylece, genellikle erişilmesi zor olan ancak yine de genellikle web'de bulunan daha az prestijli popüler bilimsel dergilerde adı geçen makaleleri elde etmek zorunda kalmadan herkesin bilgileri doğrulamasına olanak tanır. Bu makalenin yol gösterici felsefelerinden biri bilginin serbest akışıdır. Bugüne kadar Kur'an'ın bilimsel amaçlarla akademik düzeyde kapsamlı bir sözlükbilimsel çalışması yapılmamıştır. Kur'an'ın orijinal yazım dili, hem ticari alışverişler hem de Kur'an ayin edebiyatını ve erken dönem süreçlerini güçlü bir şekilde etkilemiş görünen Süryanice-Aramice dilini konuşan Hıristiyan vaizler aracılığıyla rakip dillerle yapılan geniş bir dil alışverişinden kaynaklanan Arapça deyimlerin bir karışımıdır. İslami - gara'ib ul-kur'ān. Bununla birlikte, herhangi bir gramer olmadan, Kur'an'a çağdaş sözlükleri olmadığından, Kur'an'ın paleografik ve sözlükbilimsel bir çalışmasının her zaman çok geniş bir proje olduğu bir gerçektir. Çalışmamızda alıntılanan ayet sıralamasını, müfessirlerin geniş çapta kabul ettiği düzeni tercih eden, Kahire'de 1924 yılında yayımlanan mushafla uyumludur. Burada alıntıladığımız ayetlerin tercümesine gelince, eski tercümeleri (Fransızca, aynı zamanda Türkçe, İngilizce) gözeterek, kesin bilgi eksikliği bazen tercümanların çeviriden uzaklaşmasına neden olduğunda da çeşitli düzeltmeler yaptık. Arapça ayetlerin orijinal metindeki ilk anlamlarına sadık kalmaya gayret ettik. Mevcut çevirileri hesaba kattık, ve çalışmayı iyice gerek görmedikçe ağır izahlar ile okunamaz kılmak istemedik; kullanılan anlam, eski Arap yorumcularının anlayışına en yakın anlamdır. İnceleyeceğimiz ayetlerle ilgili gerekli açıklamaları mümkün olduğunca erişilir bir üslupla sunmaya gayret edeceğiz.


Yorumlar
Yorum Gönder